SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nin hazırladığı ‘Türkiye Enerji Dönüşümü Görünümü 2025’ raporu açıklandı.
Rapora göre Türkiye, geçen yıl enerji dönüşümünde yenilenebilir enerji kapasitesindeki güçlü artış ve politika çerçevesindeki gelişmelerle önemli bir ilerleme kaydetti. Şirket haberine göre, raporda Türkiye’nin yenilenebilir enerji yatırımlarında önemli ilerleme kaydettiği belirtilirken, enerji dönüşümünün artık yalnızca çevresel değil aynı zamanda ekonomik ve stratejik bir zorunluluk haline geldiği vurgulandı.
Özellikle Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı (YEKA) projelerinde devreye alma performansındaki artışın ilerlemeyi desteklediği ifade ediliyor.
Ancak yenilenebilir enerji hedeflerine ulaşılabilmesi için, YEKA modeli dışında, yatırımların serbest piyasa koşulları altında geliştirilmesi; bu kapsamda uzun dönemli yenilenebilir enerji tedarik anlaşmaları (YETA) yoluyla finansmanın sağlanmasının önem taşıdığı belirtildi.
Jeopolitik gelişmeler enerji dönüşümünün önemini artırıyor
Raporda, İran ile ABD ve İsrail arasında yaşanan gerilim ve çatışmalarla birlikte ithal fosil yakıtlara bağımlılık risklerinin arttığına vurgu yapılırken enerji dönüşümünün önemine de raporda dikkat çekildi.
SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ, Türkiye’nin jeopolitik gelişmelere duyarlı bir yapıya sahip olduğunu söyleyerek “Enerji sistemimiz yüksek ithalat bağımlılığı ve coğrafi konumumuz nedeniyle küresel fiyat hareketlerinden etkileniyor. Bu yıl İran ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail arasında yaşanan gerilim ve çatışmaların etkisiyle enerji fiyatlarındaki artış, bu kırılganlığı daha görünür hale getirirken enerji dönüşümünün yalnızca çevresel değil, aynı zamanda enerji güvenliği ve makroekonomik istikrar açısından kritik bir araç olduğunu ortaya koyuyor” dedi.
COP31 Türkiye İçin Stratejik Fırsat Olabilir
Kasım ayında Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 31. Taraflar Konferansı’nın (COP31) bu alanlarda ilerlemenin hızlandırılması ve somut uygulama için önemli bir fırsat olduğunu söyleyen Bağ şunları ekledi: “Türkiye, yenilenebilir enerji kapasite artışı, yerli üretim kabiliyeti ve politika geliştirme deneyimi ile enerji dönüşümünde öne çıkan bir ülke olarak uygulama odaklı çözümlere de liderlik edebilecek konumda.
COP31, ulusal enerji dönüşümünü hızlandıracak yapısal reformların desteklenmesi ve uluslararası yeşil finansman kaynaklarının mobilize edilmesi için stratejik bir kaldıraç olarak değerlendirilebilir. Türkiye’nin hem kendi hedeflerine ulaşması hem de küresel iklim gündemine katkı sağlaması açısından COP31 belirleyici olacak.”
2025’te Devreye Alınan Kapasitenin Yüzde 99’u Yenilenebilir Oldu
2025 yılı itibarıyla Türkiye’de toplam elektrik kurulu gücü 122,5 GW’a ulaşırken, bunun yüzde 62’sini yenilenebilir enerji kaynakları oluşturdu. Aynı yıl devreye alınan 7 GW yeni kapasitenin yüzde 99’u yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlandı; bunun 4,9 GW’ı güneş, 1,9 GW’ı rüzgar, 0,09 GW’ı hidroelektrik ve 0,03 GW’ı biyokütle ile jeotermal.
‘Türkiye Enerji Dönüşümü Görünümü 2025’ raporuna göre, geçen yılın sonu itibarıyla Türkiye’de güneş ve rüzgar enerjisi kurulu gücü 40 GW seviyesine ulaştı. Bu kapasitenin 2035 yılına kadar 3 katına çıkarılması hedefleniyor. Bu noktaya ulaşmak için önümüzdeki 10 yıl boyunca her yıl ortalama toplam 8 GW düzeyinde yeni güneş ve rüzgar enerjisi kapasitesinin devreye alınmasına ihtiyaç var.
Ancak rapor, enerji dönüşümünde yeni bir aşamaya geçildiğine işaret ediyor. Artık ana gündem kapasite artışı değil, sistem entegrasyonu: Yenilenebilir enerji yatırımlarının sürdürülebilirliği için iletim ve dağıtım altyapısının güçlendirilmesi, enerji depolama ve talep tarafı katılımı gibi esneklik çözümlerinin yaygınlaştırılması ve piyasa tasarımının dönüşümü destekleyecek şekilde geliştirilmesi gerekiyor.
Yeni teknolojiler Türkiye’nin rekabet gücünü artıracak
Çalışmada, enerji dönüşümünde yeni teknolojilerin, sistemin karbonsuzlaşmasını hızlandırmanın yanı sıra esneklik, verimlilik ve arz güvenliğini güçlendiren temel unsur olduğu vurgulandı. Bu kapsamda, yeşil hidrojen, batarya enerji depolama ve dijitalleşme uygulamalarının geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması önemli fırsatlar sunuyor.
Yeşil hidrojen, özellikle ağır sanayi ve uzun mesafe taşımacılık gibi karbonsuzlaşması zor sektörlerde kritik bir çözüm sunarken batarya depolama sistemleri, yenilenebilir enerji entegrasyonunu destekleyerek şebeke esnekliğini artırıyor.
Raporda enerji verimliliğine de ayrı bir başlık olarak yer verildi. Dağıtık yenilenebilir enerji, depolama ve enerji yönetimi çözümlerinin birlikte ele alınmasının, özellikle binalar ve sanayi sektörlerinde yeni iş modelleri ve finansman araçlarının devreye alınmasının, dönüşümün etkinliğini artıracağı belirtildi.



